5 Kasım 2008 Çarşamba

One more chance

Bir şans daha,
Bir şans daha verselerdi sana
Her şey başka
Her şey başka olur muydu baba?
Bir şans daha
Bir gün daha verselerdi bana
Hiç korkmazdım, anlatırdım sevgimi ben sana
Ah, ne yazık geçti seneler
Göçtü kuşlar birer birer
Ah, koskoca düğüm artık yutkunduğum tüm sözcükler
Kitaplarda okuduğum tüm masallarda
Sonsuza dek mutlu mesut yaşamışlar baba
Yaşam bazen tatlı yalanlar söyler satırlarda
Hiç üzülme, işte hayat mutlu son bu baba
Ah, sonlar yoktur hiç inanmam
Hikayeler tekrar başlar
Ah, büyüyecek tüm çocuklar
Küçülmeyen rüyalarla..

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Zaman

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan. Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın. Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı. Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı...
Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı. Ne yarın ne de dün!

15 Nisan 2008 Salı

:)


“Sabır ağacı çizdim ben. Sanki karanlık bir tünelde gidiyorum, tünelde hiç bir ışık yok ve çok dar. Sürüne sürene gitmişim, gitmişim, sonra bir dışarı çıktım, meğer o tünel altın doluymuş, bir çıktım ki her tarafımı altın tozcukları kaplamış, parlıyorum.”

Ömer Faruk Tekbilek

28 Mart 2008 Cuma

Şahidim yok

Sana karşı şahidim yok. Umulmadık günlerden çıkıp gelmişim karşına. Söz söylemeden sırılsıklam gelmişim…
Sustuğumdan anla beni. Uzaktayım senden biliyorsun hem de nasıl.
Elimi uzatsam dokunabilir miyim diyorum, üşüyorum… Önceleri acın vardı sonraları sevgin, sevgin gitti acın kaldı-ki o bile yetmiyor artık…
Sana karşı şahidim yok… Tenim yanıyor, üşüyorum…
Fatih Ahmet Selvi

19 Şubat 2008 Salı

Eğer

O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz...
ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

Can Dündar

22 Ocak 2008 Salı

İstanbul...


Konusmak ile bazi olaylar anlatilamaz.

Açik olmasi gerekir kalbin gözü az!

Ben yerküresini diyar diyar gezen olamadim,fakat gittigim yerlerde Istanbul gibisini bulamadim.

Nasip olunca, bir kaç frenk iline attim dört bes nazar.

Anladim ki Istanbul, ancak seninle mutluyum, seninle bahtiyar.

Müjdelenmissin Peygamber Efendimizden (s.a.v),

Fatih´in ve askerin ile tâ ezelden.Hadis´te buyurulmus „Ne mutlu o serdara, ne mutlu o askere”.

Ey Istanbul, ... ne mutlu seni feth edenlere!

Seni sadece eglence´den ibaret gören kafalar çok dar!

Sasarim onlara ki sendeki mâneviyati anlamazlar.

Bazi olaylar anlatilamaz; yasanir!

Sana kalp gözü ile bakan elbet kazanir!

Baskalarina laf atmadan evel,

Ey nefs; basta sen kendine gel!

Dinleyemedim gözyasi ile ezanlarini,gezemedim sevk ile Topkapi Sarayini.

Evliya Yatagi oldugunu fark edemedim;açikcasi, seni sevmeyi pek hak edemedim.

Yildizli gece´de Çamlica´danbakinca sana yukardan,

Nasil da ask ile yanmamisim durusuna, o güzelligine, o endamina?

Yok yok, bazi olaylar sirf yasanir,
Anlatmak ile korkarim degeri azalir.
Nasip olursa bir kez daha Istanbul´a kavusmak,
Gözlerim kapanin!...Kalbim yalniz sen bak!

Anonim

15 Ocak 2008 Salı

SEVMEK


‘’Sevmek sevgiliyi bir beyaz güzellik gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır.''
Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir sevmek.
Onun uçsuz bucaksız gökyüzünde kanat çırpınışlarında sonsuz haz duymaktır sevmek.
Onun kendisinden uzaklaşmasına üzülmek değil, gerçeğe uçmasına hakikate yaklaşmasına sevinmektir sevmek…

Beni bırakıp nereye gidiyorsun demek değil, gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım diyebilmektir sevmek…

''beniunutma.com 03.01.2006 tarihli bir yazısıdır. Nasılda güzel anlatmış gerçek sevgiyi... Şimdiye kadar sevdik mi sandık? Ya da sevildiysek böyle mi sevildik? ''

11 Ocak 2008 Cuma

SENİ SEVİYORDUM


Sana uzak kentlerden birinde Zamanın bir yerinde. Seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi. Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi İnsan hergün anımsar mı aynı gözleri Seni seviyordum ve senin haberin yoktu Saçlarını izliyordum uzaktan Kulağının arkasına düşüşü ve burnun. Herkesten başkaydı işte. Güldüğün zaman yukarıya bakardın. Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı. Ne güzeldiler! Sen bilmiyordun ben seni seviyordum. Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler, Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu Geri dönüyordu çoğalarak Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi Herşeyi erteleyişim oluyordun Kalp ağrısı oluyordun Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk. Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorVe bazen, tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk! Cesurduk! Ufuk çizgisi maviydi, günbatımı hep turuncu Ve kırmızıydı bütün karanfiller. Ben seni seviyordum sen bilmiyordun. Sevinçlerim oluyordun ara sıra. Sen hiç bilmiyordun. Sonra herhangi biri oldun. Bütün sevinçlerim bittikten sonra. Yağmurlar yağdı serin haziran akşamları. Derken birgün uzaktan gördüm seni. Saçların bana inat başın herşeye meydan okuyarak, İşte yine aynı! Kalbimi acıttın her zamanki gibi. Değiştik sanıyordum. ve sen yine bilmiyordun. Şimdi bunları anlatsa sana birileri. Kimbilir. Yada boşver, Bilme en iyisi.