26 Mayıs 2011 Perşembe

özlü sözler. . .

Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde bulunduğunu unutma! Başka türlü davranman gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış! Sana bir kötülük yapıldığında unut ve bağışla! Ama kimseye teslim olma! İçten ol! Telaşsız, kısa ve açık seçik konuş! Başkalarına da kulak ver! Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları! Çünkü dünyada herkesin bir hikayesi vardır.

Yalnız planlarının değil, ne kadar küçük olurlarsa olsunlar başarılarının da tadını çıkar! İşinle ilgilen! Seveceğin bir iş seçersen, hayatında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini çok seveceksin!

Olduğun gibi görün!

Ve göründüğün gibi ol!

Sevmediğin zaman sever gibi yapma!

Çevrene nasihatlerde bulun ama, hükmetme!

İnsanların kusurlarını bulmaya çalışırsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri bir kumsaldaki kum tanecikleri değildir.

Kaybetmeyi, ahlaksız bir kazanca tercih et! Birincisinin acısı bir an ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür. Yılların geçmesine öfkelenme! Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsan yelkenlerini rüzgara göre ayarla! Çünkü insanlar, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki insanları yargılamak imkansızdır.

Doğduğun zamanları hatırlar mısın? Sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki sen, öldüğünde herkes ağlasın!

Sabırlı, sevimli ve vefakar ol! Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki bütün pisliğine ve kötülüğüne rağmen, dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.



(Xsenos MÖ 9. Yüzyıl)

15 Eylül 2010 Çarşamba

Mevlana oğluna der ki:

Mevlana oğluna der ki:
"Bahaeddin!
Eğer daima cennette olmak istersen,
herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!
Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!
Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma!
Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen,
Fena söyleyici!
Fena öğretici!
Fena düşünceli olma!
Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun..
İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir.
Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun.
İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir.
Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi çiçeklenir,
gül ve fesleğenlerle dolar.
Düşmanları andığın vakit, için dikenler ve yılanlarla dolar,
canin sıkılır, içine pejmürdelik gelir..
Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar,
içlerindeki karakteri dışarı vurdular.
Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu,
hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular."
Düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istersen,
kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur;
Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır.



25 Haziran 2010 Cuma

Ele geçen şeyin tadı, tuzu, değeri oraya varmak için çekilen yol zahmeti kadardır. Çölün tozunu yutmayan, dilini dudağını çöl güneşinde çatlatmayan Zemzemin lezzetini bilemez. Ömür boyu hayâlini kurmayan Kâbe'nin kadrini tartamaz. O halde önce yan ki su seni kandırsın, acık ki ekmek damağında bir lezzet bıraksın. Özle ki bulduğunda gerçekten bulmuş olasın. Hz. Mevlânâ

1 Mart 2010 Pazartesi

SEVGİLERDE


Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı

BEHÇET NECATİGİL

10 Aralık 2009 Perşembe

Dost...

Uzaklık mı?
O bizim için değil dost.
Biz 'yürek devleti'yiz ötelere uzanan...
Açarız avucumuzu,
Dostlarla o dem yürek yüreğe konuşuruz...
Gözyaşımız vardır bizi ayakta tutan;
Bir de gönül selâmımız...
Dost için geceleri tatlı uykumuzu böleriz,
Dost için secdeye kapanır dua ederiz.
Dostun muhabbetiyle gelir Hak selâmı,
Bize en güzel hediye dost kelâmı.














4 Aralık 2009 Cuma


Hayatta hiç birşey sonsuza dek sürmezken, bazı şeyler asla unutulmaz..

20 Kasım 2009 Cuma

Kalp ve Göz


Bütün aşk hikâyelerinin en unutulmaz en heyecan verici sahnesi, sevenin sevgiliye ilk baktığı andır şüphesiz. Daha doğrusu, onun yüzünü ilk gördüğü vakit.


Göz… Savaşı başlatan haberci.

Bakış… Elde olmayan kader; ilahi kaza.

Ve aşk… Kalp ile göz arasındaki kutlu bir hadise.


Çok sonraları kalp göze diyecektir ki, “Ben bu onulmaz derde iten sensin. Safayı sen sürdün, acıyı ben çektim. Nimet senin, zahmet benim oldu. Sen sevinirken, kaygılanan ben oldum. Bakışlarını arttırdıkça sen, dertlerimi çoğalttın benim. Zafere eren sen, hezimete uğrayan ben. Sen emirlere itaat edilen hükümdar oldun, ben senin peşinde koşan tebaan. Sen emir ben esir. Sonra devam eder:
- Ey göz! Sen ikisin ben birim. İki kişinin bir ferde saldırıp onu öldürmesi zulüm değil de nedir?… Şimdi ağla o halde; etiğin zulmün cezasını çek bakalım.


Göz buna karşılık ayet-i kerime ile cevap verir: “Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur” (Hacc 46)


Göz görünce bir kez geriye ne kalır?

İskender Pala

19 Kasım 2009 Perşembe

Bağlanmayacaksın..


Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.

"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.

Yaşarsın çünkü.

Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,

Senin onu sevdiğinden..


Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.

Senin değillermiş gibi davranacaksın.

Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten dekorkmazsın.

Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

Çok eşyan olmayacak mesela evinde.

Paldır küldür yürüyebileceksin.

İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.

Gökyüzünü sahipleneceksin,

Güneşi, ayı, yıldızları...Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak."O benim." diyeceksin.

Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...Mesela gökkuşağı senin olacak.

İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.

Mesela turuncuya, ya da pembeye. Ya da cennete ait olacaksın.

Çok sahiplenmeden,

Çok ait olmadan yaşayacaksın.

Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,

Hemde hep senin kalacakmış gibi hayat..

İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...


Can Yücel

21 Ağustos 2009 Cuma

Gufranla Tüllenen Ay, Hoşgeldin ..


Hiç dinmeyen bir neşe, hiç bitmeyen bir zevk, hiç eksilmeyen bir aşkla, tütüp giden bir ay varsa o da Ramazandır.

Geceleri ayrı bir duygu, gündüzleri ayrı bir aydınlıkla tulû’ eden Ramazan günleri, gönüllere ayrı bir ruh çalar geçer.. ve toplumun birbirinden kopmuş parçalarını biraraya getirir, bütünleştirir, bütün inzivâzedelere cemaat yolunu açar ve onların gurbetlerini izâle eder.. herkese değişik buudda bir his ve fikir ziyafeti verir ve herkesi bir kere daha hayata uyarır.

Ramazan, Kur’an ayı olması itibariyle bütün bir sene Kur’an’dan uzak kalmış olanlar bile ciddi bir susamışlık içinde, kendilerini o nûrefşân iklimde bulur..

Ramazan’ın güzellik ve nuraniyeti ve o nuraniyete açık gözlere akseden varlığın mânâ dolu ihtişamı, bu birbirinden ayrı ve farklı gruplar üzerine saldığı sır dalga boyundaki bir kısım tayflar sayesinde, o, kendine has tadı, havası, rûhu ve mana-sıyla gönüllere öyle bir siner ki, en inatçı kafalar bile mukavemet edemez ve ona teslim olurlar.

Evet, Ramazan’da Kur’an bütün bir kaderin yonttuğu bu pırıl pırıl yüzlerin ve bütün bir mananın iç derinliğini gösteren bu ışıl ışıl gözlerin hepsinde ayrı bir uhrevîlikle parıldar.. kadın-erkek, yaşlı-genç, zengin-fakîr, âlim-cahil, aristokrat-halk hemen herkes bu mübarek zaman diliminde hayat ve yaşayış basamakları itibariyle ramazanlanır ve Ramazan’la gelen manaları soluklar...

16 Nisan 2009 Perşembe


İnsan onu var edene yakınlık üzerine kurmalıdır hayatını. Ne kendi içine kapanmak insannın sorunlarını çözer, ne de toplum içinde kaybolmak, ne de alıp başını gitmek. İnsan nereye giderse gitsin, kalbinide yanında götürür. Kalbin aradığı ise 'yakınlık'tır.

8 Nisan 2009 Çarşamba

...?


Aşk yaşamasını bilenle güzeldir,

Sevmesini bilenle hiç ağlamassın..

27 Mart 2009 Cuma

...


Yaşamımdan çıkanlara kızmıyorum;

Öğrettikleri her şey için minnettarım.
Bir zamanlar doyasıya güldüğümüz içindi

Uğurlarken akıttığım gözyaşlarım...

18 Mart 2009 Çarşamba

18 Mart..


Bu yolculuk değil şehit olma rıhleti.

Hayallerde hala o gidişin Muhabbeti...

Yürüdüler bir koya az ilerde son durak,

Ne tasa, ne keder her biri şen şakrak...

5 Kasım 2008 Çarşamba

One more chance

Bir şans daha,
Bir şans daha verselerdi sana
Her şey başka
Her şey başka olur muydu baba?
Bir şans daha
Bir gün daha verselerdi bana
Hiç korkmazdım, anlatırdım sevgimi ben sana
Ah, ne yazık geçti seneler
Göçtü kuşlar birer birer
Ah, koskoca düğüm artık yutkunduğum tüm sözcükler
Kitaplarda okuduğum tüm masallarda
Sonsuza dek mutlu mesut yaşamışlar baba
Yaşam bazen tatlı yalanlar söyler satırlarda
Hiç üzülme, işte hayat mutlu son bu baba
Ah, sonlar yoktur hiç inanmam
Hikayeler tekrar başlar
Ah, büyüyecek tüm çocuklar
Küçülmeyen rüyalarla..

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Zaman

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan. Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın. Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı. Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı...
Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı. Ne yarın ne de dün!

15 Nisan 2008 Salı

:)


“Sabır ağacı çizdim ben. Sanki karanlık bir tünelde gidiyorum, tünelde hiç bir ışık yok ve çok dar. Sürüne sürene gitmişim, gitmişim, sonra bir dışarı çıktım, meğer o tünel altın doluymuş, bir çıktım ki her tarafımı altın tozcukları kaplamış, parlıyorum.”

Ömer Faruk Tekbilek

28 Mart 2008 Cuma

Şahidim yok

Sana karşı şahidim yok. Umulmadık günlerden çıkıp gelmişim karşına. Söz söylemeden sırılsıklam gelmişim…
Sustuğumdan anla beni. Uzaktayım senden biliyorsun hem de nasıl.
Elimi uzatsam dokunabilir miyim diyorum, üşüyorum… Önceleri acın vardı sonraları sevgin, sevgin gitti acın kaldı-ki o bile yetmiyor artık…
Sana karşı şahidim yok… Tenim yanıyor, üşüyorum…
Fatih Ahmet Selvi

19 Şubat 2008 Salı

Eğer

O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz...
ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

Can Dündar

22 Ocak 2008 Salı

İstanbul...


Konusmak ile bazi olaylar anlatilamaz.

Açik olmasi gerekir kalbin gözü az!

Ben yerküresini diyar diyar gezen olamadim,fakat gittigim yerlerde Istanbul gibisini bulamadim.

Nasip olunca, bir kaç frenk iline attim dört bes nazar.

Anladim ki Istanbul, ancak seninle mutluyum, seninle bahtiyar.

Müjdelenmissin Peygamber Efendimizden (s.a.v),

Fatih´in ve askerin ile tâ ezelden.Hadis´te buyurulmus „Ne mutlu o serdara, ne mutlu o askere”.

Ey Istanbul, ... ne mutlu seni feth edenlere!

Seni sadece eglence´den ibaret gören kafalar çok dar!

Sasarim onlara ki sendeki mâneviyati anlamazlar.

Bazi olaylar anlatilamaz; yasanir!

Sana kalp gözü ile bakan elbet kazanir!

Baskalarina laf atmadan evel,

Ey nefs; basta sen kendine gel!

Dinleyemedim gözyasi ile ezanlarini,gezemedim sevk ile Topkapi Sarayini.

Evliya Yatagi oldugunu fark edemedim;açikcasi, seni sevmeyi pek hak edemedim.

Yildizli gece´de Çamlica´danbakinca sana yukardan,

Nasil da ask ile yanmamisim durusuna, o güzelligine, o endamina?

Yok yok, bazi olaylar sirf yasanir,
Anlatmak ile korkarim degeri azalir.
Nasip olursa bir kez daha Istanbul´a kavusmak,
Gözlerim kapanin!...Kalbim yalniz sen bak!

Anonim

15 Ocak 2008 Salı

SEVMEK


‘’Sevmek sevgiliyi bir beyaz güzellik gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır.''
Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir sevmek.
Onun uçsuz bucaksız gökyüzünde kanat çırpınışlarında sonsuz haz duymaktır sevmek.
Onun kendisinden uzaklaşmasına üzülmek değil, gerçeğe uçmasına hakikate yaklaşmasına sevinmektir sevmek…

Beni bırakıp nereye gidiyorsun demek değil, gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım diyebilmektir sevmek…

''beniunutma.com 03.01.2006 tarihli bir yazısıdır. Nasılda güzel anlatmış gerçek sevgiyi... Şimdiye kadar sevdik mi sandık? Ya da sevildiysek böyle mi sevildik? ''